Giriş : Kayıt Ol 

Ocak Başkanımız / Yönetim /  Ocağımızın Resimleri /  Basında Bizim Ocak  / Ocağımıza Ulaşım-Impressum


 Faliyet Resimlerimiz
· Monitor
 Atatürk
 Başbuğ Türkeş
 Lider
 Ülkücülük
 Kızıl Elma
 Dokuz Işık
 Bozkurt
 Abide Şahsiyetler
 Türk Tarihi
 Kan Uykusu
 youtubedeki videolarımız
 Osmanlı Padişahları
 Türk Tarihi
 Ülkücüye Mektuplar

 Islamiyet
 Kuran-ı Kerim
 Sevgili Peygamberim
 Peygamberler
 Kuran öğreniyorum
 Namaz vakitleri
 Namaz Dua ve Sureleri
 Genel Konular
 Fikir Meydanı
 Canlı Yayın
 İl İl Türkiye
 e-Devlet bağlantıları
 Müzik
 Video ve Sunumlar
 Basında Biz
 Ziyaretçi Defteri
 Haber
 Özel Mesajlarınız
 Üye Listesi
 İletişim Formu
 Bizi Tavsiye Edin
 Üyelik Bilgileriniz
 Site Bağlantıları


Bağlantılar
· M.H.P
· Ülkü Ocakları
· Türk Federasyon
· Ülkücü Dünya
· Mekanım sitesi
· Ülkem ilkem Ülküm
· Araz dergisi
· Doğu Türkistan
· Bizim Ocak.net
· Istanbul Ülkü Ocakları
· Yusufiyeliler
· KIBRIS 1974
· Ülkü Birliği
· Hollanda Ülkü Ocagi
· Bozkurtmhp.com
· Cihan Hakimiyeti
· Hilal Haber
· Yalniz Kurt
· Ülküdaşım
· Ülkücü Haber
· Haber Erk
· Radyo Turan
· Alperen Bozkurt
· Bozkurt Sesi
· 2023Istanbul
· Ortadogu Gazetesi
· Yeni Cag gazetesi
· Gök bayrak dergisi
· Gazeteler
· Erdemli Haber
Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

11111111
  Başsağlığı
  Duyurular
  Haberler
  Kutlamalar
  Teşkilat
  Basından Seçmeler
Site Mesajcısı
Toplam Üye: 1060
Bu günkü üyeler: 0
Aktif Üye: 0
Aktif Ziyaretçi: 46
Nickname
Şifre
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Peygamberimiz




Peygamberimiz, yahudiye borcun vâdesine
daha bir gün zaman olduğunu; ancak, arzu ederse kendisine hurma
verebileceklerini buyurdular...


Alacaklı razı oldu.


Bunun üzerine alacaklıya istediği mikdarda
hurma teslim edildi.. Hurmaları alan yahudi, âniden kelime-i şahadet getirdi...


Çünkü O, Resulullah'ı uzun zamandır takip
etmekteydi.. ahir zaman nebisi olduğunu beyan eden bu insan, her şeyiyle
Tevrat'ta anlatılan son peygambere benziyordu... ama bir tarafını bilmiyordu...
sert, öfkeli, çabuk hiddetlenen biri mi, yoksa yumuşak ve sabırlı mı? Tevrat'ta
zikredilen resul, yumuşak huyluydu...


Bu sebeple, alacağını kasten bir gün
önceden talep etmiş ve Sevgili Peygamberimiz'in böyle bir haksızlığa karşı
tavrının ne olacağını anlamak istemişti...


...Ve anladı.


Yumuşak, ipek gibi bir ahlâk...


Musevinin maksadı ne paranın şu veya
bugünde tahsili, ne de para yerine hurma almak.


Bu sebeple:


-Şahid olun ki, dedi. Şu bana verdiğiniz
hurmalarla, servetimin bir kısmını fakir mü'minlere hediye ettimYüce Allah'ın
seçtiği bir bahtlı kul...


.....Bu ne güzel ahlâktır Allahım!


Yumuşak ve sabırlı.


O'nun büyük mirası.


Yahudiler, Peygamberliğin
İsrailoğullarından araplara geçmesini kabul edemiyorlar. Bu sebeple mü'minleri
engellemek için her yolu kullanıyorlar. Yalan, sihir, nifak..


İşte yalanlarından biri... Hicreti takip
eden günlerde çıkardılar..


-Muhacirlerin nesli kesildi. Onlara büyü
yaptık. Bundan sonra çocukları olmayacak...


Mü'minler, fısıltı halinde dolaşan bu söze
pek inanmıyorlar ama yine de zihinlere bir soru takılıyor. "Ya dedikleri
olursa!"Onların bir yalancı oldukları Hazreti Ebu Bekr'in kızı Esma'nın bir
erkek çocuğu olması ile anlaşıldı.. Esma, radıyallahü anha, bebeği önce Allah'ın
Resulüne getirip kucağına bıraktılar.


Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi
ve sellem, bir hurma istediler. Ve hurmayı çiğnedikten sonra bebeğin damağına
sürdüler ve salih, ömürlü ve hizmet ehli olması için dua buyurdular...


...Mü'minler, doğum üzerine rahat bir
nefes almışlardı...


......Bu ilk "sihir" sözleri yalandı ama
şimdiki sahi:


Resulullah rahatsızlar.


Yapılan araştırma gösterdi ki Efendimiz'e
sihir yapılmış...


...Peygamberimizin tarağından düşen bir
mikdar saç okunup üflenerek bükülmüş ve buna onbir tane düğüm atılmıştı...


Büyüyü yapan mı?


Zürayk yahudilerinden Lebid bin A'sam.


Bu şahıs, sihir yaptıktan sonra onbir
düğüm atılmış saçları bir şeylere sararak Zi-Arvan kuyusuna bırakmıştı...


...Cebrail aleyhisselam geldi:


"Kul euzü birabbil felak" ve "Kul euzü
birabbinnas" surelerini getirmişti.


Büyü yapılmış saçların atıldığı yeri
bildirdi ve; sihirlenmiş saçlardan bulunarak bu surelerin onlara okunmasını
söyledi.


Efendimiz, Hazreti Ali'yi gönderdiler.
Ali, kerremallahü vecheh, kuyunun dibinde düğümlenmiş ve bezlere sarılmış
saçları bulup getirdiler...


Hemen sureleri okumaya başladılar. Her
okuyuşta bir düğüm çözüldü...


...Allahın Resulü rahatladılar..


Mekke, hep sabır dönemi... Müminler az...
bu azlık sebebiyle müslümanların sayıca kendilerinden mukayese edilmeyecek kadar
fazla düşmanla cihad etmeleri imkânsız...


Bu yüzden çekilen azap, işkence ve zulüm
tahammül edilmez noktalara varınca mecburen Hicret vaki oldu... ama Mekke
müşrikleri rahat durmuyorlar. Çevre kabileleri, yahudileri, Medine müşriklerini
hem tehdit, hem tahrik ediyorlar. Bu korkutma ve kışkırtmaların bir sebebi var:
Sevgili Peygamberimiz'in, sallallahü aleyhi ve sellem, hayatına son vermek. Zira
O, şimdi üstelik Medine'ye gitmeyi başarmış ve kendine inananların başına
geçmiştir.


Mekke kafirleri, tehlikeyi daha da geç
kalmadan ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu yüzden tehditler durmuyor. Yolda-belde
yakaladıkları müminlere yine eski dinlerine döndürmek için işkenceler
yapıyorlar.


Bu mazlum ve mağdur kahramanlar,
Peygamberimize gelerek:


-Ey Allahın Resulü işte müşriklerin
yaptıkları. Halimize bakın...


Dediklerinde Sevgili Peygaberimiz, acıları
kalbine gömerek şöyle buyuruyorlardı:


-Sabredin. Henüz cihad için izin
gelmedi...


İfadeden anlaşılan o ki bu iznin gelmesine
fazla zaman da yok. "Henüz" dendiğine göre beklenen müsade yakında verilecektir.


Bu sebeple Eshab-ı Kiram duadalar. Gözyaşı
döküp yalvarıyorlar:


-Ya Rabbi! Düşmanın olan şu müşriklerle
cihad etmekten daha kıymetli bir şey bilmiyoruz. O müşrikler ki Habibinin
Peygamberliğini kabul etmeyerek ana-ata yurdu Mekke'yi terke mecbur ettiler....


Allahım! Ey duaları kabul eden Rabbimiz
Mekke müşrikleri ile harbetmemize müsaade buyur.


Sevgili Peygamberimizse sabırla adım adım
gidiyorlar:


...Akabe'de Medine müminlerinden söz
almak, biat, sonra Hicret, sonra Muhacirleri kendi aralarında kardeş yapmaları,
sonra Mekke ve Medine müslümanlarını kardeş yapmaları, sonra Medine'deki gayrı
müslim unsurlarla anlaşmalar yaparak onları tarafsızlık konumuna getirmek, sonra
devletin sınırlarının tayini, bu sınırları içinde bazı hareketleri izne
bağlamak, müminleri ekonomik bakımdan kuvvetlendirecek tedbirler almak...


Düşman, amansız; zalim ve gaddar.
Çokluklarına, mallarına-mülklerine zenginliklerine güveniyorlar..


Bir çarpışma olsa müminleri silip
süpüreceklerine öyle eminler ki...


Bu kibir kumkumaları, neye nasıl inanır ve
güvenirlerse güvensinler... Müminler, o asalet abideleri, Allah'a ve Resulüne
inanıyorlar....


Ve işte Cebrail aleyhisselam geldi; vahiy
geldi... Cihad müsaadesi geldi...


Bundan sonra yeryüzü şahid olsun, savaş
atlar şahid olsun, güneşte yıldır yıldır yanan çifte su verilmiş o yaman
kılıçlar şahid olsun ki, savaş neymiş, can neymiş, gaye neymiş, ölmek neymiş...
görülsün..


Yüce Allah buyuruyor ki:


-Size karşı harb açanlarla, siz de Allahü
teâlâ'nın yolunda çarpışın. Fakat haddi tecavüz edip, aşırı gitmeyin. Muhakkakki
Allahü teâlâ, aşırı gidenleri sevmez. Onları nerede bulursanız öldürün. Onlar
sizi (Mekke'den) çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Onların Allah'a ortak
koşma fitneleri adam öldürmekten daha kötüdür. Onlar mescid-i Haram'da sizinle
çarpışmadıkça siz de orada kendileriyle savaşmayın.


Cenab-ı Hak, ayrıca yardım vaadediyor:


-Şüphe yok ki Allah, onlara yardım etmeğe
her yerde her zaman kadirdir.


Ve şimdi de sıra devletin hudutlarına
nöbetçiler dikmekte. Ani bir saldırı vukuunda habersiz kalmamak için düşman
gözleniyor..


Hicret üzerine aziz Sahabi Hazreti Ebu
Bekr dememişler miydi:


-Onlar Peygamberi zorla Mekke'den
çıkardılar. İnna lillah inna ileyhi raciun. Onlar muhakkak helak olacaklardır.


Hudutları nöbetçiler beklerken, beride
atlarkıpır kıpır; atlar eşiniyor yeni zamanlara doğru. Gerilmiş yaylar gibi
ufuklara koşmak için.


Beş kişiden dörtyüz kişiye kadar olan
askeri birliklere "seriyye" deniyor.


Seriyyeler, keşif, takip-baskın küçük
çaplı vuruşmalara çıkıyor.


Seriyyelerin akınlarına Sevgili
Peygamberimiz iştirak etmiyorlar.


Efendimizin iştirak ettikleri seferlerin
ismi "gaza"Efendimiz, yirmiyedi gazaya çıktılar. Bunlardan dokuzunda silahlı
mücadele oldu... Bedir, Uhud, Müreysi, Hendek, Kurayza, Hayber, Mekke'nin Fethi,
Huneyn, Taif...bu dokuz savaşta bizzat savaştılar.


Abdullah bin Amr, radıyallahü anh, Sevgili
Peygamberimize gelerek:


-Ya Resulallah bana cihadı anlatır
mısınız? Deyince,


Efendimiz:


-Ey Abdullah bin Amr! Eğer sen, Allah
rızası için sıkıntılara katlanarak çarpışırsan Allah, seni kıyamet günü o hal
üzere diriltir. Eğer gösteriş için, övünmek için, çarpışırsan Allah, seni
kıyamet günü o hal üzere diriltir... hasılı sen Hangi niyetle öldürür veya
öldürülürsen Allah da seni o hal üzere diriltir.


Başka birisi de şunu sordu:


-Ey Allahın Resulü! Allah yolunda cihad
etmek ne demektir?


La ilahe illallah Muhammedün Resulullah
sözünün yeryüzünde daha çok yayılması; Allah isminin daha çok yücelmesi için
çarpışmaya Allah yolunda cihad etmek denir, buyurdular.


Bir sahabi de şunu sordular:


-Ya Resulallah! Allah yolunda çarpışan ve
aynı zamanda dünya mallarından bir şeyler elde etmek isteyen bir şahıs için ne
dersiniz?


Sevgili Peygamberimiz cevap olarak
buyurdular ki:


-Ona ecir ve sevap yoktur.


Sualin sahibi sahabi, dinleyenler
tarafından iyice anlaşılsın diye soruyu üç kere tekrarladı. Her üçünde de cevap
aynı oldu:


-Ona ecir ve sevap yoktur...


...Gaye açık!Silah ancak ve sadece Allah
için çekilir.... ama nasıl kullanılır?


...kime çekilir?


Bir küçük askerî takım veya büyük bir ordu
hangisi olursa olsun...


Allahın Resulü asakir-i islamı/islam
askerini cihad için uğurlarken nasihat buyuruyorlar:


Sanki zaman durmuş; sanki nefesler
tutulmuş herkes, her şey O'nu dinliyor; al atlar, doru atlar, cins arap atları
bile.


-Allah'dan korkunuz ve emrinizdekilere
adalet ve merhametle muamele ediniz.


-Allah yolunda O'nun ismi ile cihada
çıkınız.


-Allah'ı inkar edenlerle çarpışınız.


-Savaşırken haddi aşmayınız.


-Ahdi bozmak, ahde vefasızlık gibi
hareketlerden sakınınız... kulak-burun kesmek gibi işkenceler yapmayınız,
çocukları, yaşlıları, hizmetçileri, köleleri ve din adamlarını öldürmeyiniz.


Bir yeri fethedince düşmanı önce islama
davet ediniz, kabul etmezlerse cizye vermeye razı olmalarını isteyiniz, bunu da
reddederlerse ölümü haketmiş olurlar....eğer bir yerde mescid varsa veya bir
ezan sesi işitilirse orası bir islam beldesidir. Böyle bir yerde kılıç
çekilmez...


Evet; O'nun, aleyhissalatü vesselam,
mubarek nasihatlerinden çıkan netice o ki; silah, islam düşmanlarına karşı
kullanılır. Ve had aşılmaz.


Sınırlarda nöbetçiler beklerken İslam
Devletinin haber alma teşkilatı da çalışmaya başladı.Hicretten altı-yedi ay
geçmiş durumda.Tehditleri durmayan ve müslümanlara Hac yolunu kapayan
müşriklerin Şam'la irtibatları kesilerek iktisadi bakımdan zayıflatılmaları
lâzım.


İşte ilk istihbarat:


Şamdan dönen bir Kureyş kervanı Medine
yakınlarından geçiyor.


Peygamberimiz, derhal aziz arkadaşlarını
toplayarak aralarında, Hamza bin Abdülmuttalip, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Ebu
Huzeyfe bin Utbe bin Rebia, Amr bin Süraka, Zeyd bin Harise, Kennaz bin Huseyn,
Mersed bin Kennaz ve azadlısı Enese'nin de olduğu otuz bahadırı ayırdılar...


Efendimiz, Hazreti Hamzaya beyaz bir
bayrak vererek onu bu ilk seriyyeye kumandan tayin ettiler...


Ve önce O'na nasihatte bulundular:


-Ey Hamza! Düşmandan değil Allah'dan kork!
Emrin altındakilere iyi davran.Mubarek Peygamber sonra askerlere döndüler:


-Allah yolunda O'nun ismini anarak gazaya
çıkınız. Allah'ı inkâr edenlerle çarpışınız...


.....Otuz sahabi, derhal silahlanarak
bineklerine atlayıp düşman istikametine akmaya başladılar.


Ebu Mersed'in taşıdığı beyaz bayrak en
önde rüzgarda dalgalanıyor...


İşte ilk Başkumandan: Sevgili
Peygamberimiz.


İşte ilk Kumandan: Hazreti Hamzaİşte İlk
Bayraktar: Ebu Mersed bin Kennaz.


İşte İlk Mücahitler: Otuz yaman atlı.


Ve haber alındıki düşman kervanını
içlerinde Ebu Cehil'in de olduğu üçyüz atlı ve silahlı suvari koruyor.


Haber, İslâm askerini daha da biledi...


Hazreti Hamza komutasındaki Seriyye,
düşmana Sif-ül Bahr'de yetişti...


Hamza, radıyallahü anh, askeri derhal
çarpışmak için mevzilendirdi...


Düşman da çarpışma düzenine girdi...ama
akıllarının almadığı bir şey vardı:


Kendilerinin onda biri olan bir kuvvet
nasıl karşılarına çıkma cesareti gösteriyordu... Buna başta Ebu Cehil olmak
üzere hepsi şaşmaktaydı...


Müşrikler, bu şaşkınlıkta iken Mecdi bin
Amr el Cüheni, öne çıktı:


-Ya Eba Cehil arap arasında böyle şeyler
doğru değildir. Bana izin verin gidip Hamza ile konuşayım. Lüzumsuz kan
akmasın...


-Akmasın. Lakin. Görüyorsun işte. Bir
ticaret kervanına saldırıyorlar.... Ya muhafızlar olmasaydı... Neticenin bu
olacağı belliydi zaten..


Doğru doğru... Fakat bir orta yol bulurum
herhalde...


-Git bakalım. Fakat fazla kalma.
Meraktayız. Biz çarpışmaktan korkmuyoruz. Bunu da bilsinler!!..


-Gecikmem tasalanmayın...


...Aslında Mecdi, mahsustan böyle
konuşuyodu. Aradaki kuvvet dengesizliğinden İslam birliği için endişe etmişti.
Müslümanların ağır mağlubiyet alacaklarını tahmin ediyordu... Mecdi bir mümin
değildi. Kendisinden arabuluculuk isteyen de olmamıştı ama; her ne hikmetse iki
birlik arasında gide gele, gide gele kan akmasının önüne geçti.


Mecdi, Hazreti Hamza'ya:


-Cesaretinizi cidden takdir ediyorum. Ne
varki hakikat de ortada Kureyş sizin on katınız..


-Biz düşmanın çokluğundan değil Allah'tan
korkarız...


-Siz bilirsiniz. Ancak şunu da düşünmenizi
isterim. Daha ilk çarpışmada yenilirseniz müslümanların istikbali tehlikeye
düşer...


...işte bu doğruydu.


Müminler, öyle hassas bir noktada
bulunuyordu ki ya galip gelecek ya galip geleceklerdi...


Mağlubiyet Medineyi de tehlikeye
atabilirdi...


....öyleyse küffara şimdilik bu gözdağı
kâfi görülmeliydi.


Dile kolay azap, işkence, zından ve
Mekke'yi terk mecburiyetinden sonra silahlanarak düşmanın önüne çıkmak...
Öyleyse varılan netice iyidir ve düşmanın huzurunu kaçıracak kadar
güzeldir.Hazreti Hamza, müsaade etti de müşrik kervanı ancak yoluna gidebildi..


Bu elbette hamdedilecek bir neticedir...


...Medine'de sefer hakkında Resuller
Resulüne malumat verilirken Mecdi'nin yaptıkları da arz edilince Efendimiz
memnun kaldılar ve buyurdular ki:


-Hayırlı bir işe vesile olmuş.


Hicretten sekiz ay sonra. Şevval ayı.Bir
kervanın Mısır'a gitmek için Mekke'den çıktığı haberi Medine'ye gelince
Resulullah, sallallahü aleyhi ve sellem, seksen kadar sahabiyi seçerek başlarına
Ubeyde bin Hâris'i kumandan tayin ettiler...


Sevgili Peygamberimiz, Ubeyde radıyallahü
anh'a da beyaz bayrak vermişlerdi...


Büyük Peygamberden dua, nasihat ve taktik
alan müslümanlar, derhal müşriklerin olduğu yere doğru koşmaya
başladılar.Rüzgârda uçuşan bayrağın taşıyıcısı / alemdar, bu defa Mıstah bin
Üsase radıyallahü anh.






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--


Copyright © 2002 - 2008
yildiraysari.com
- Sitede verilmiş bağlantıların içeriklerinden sadece site sahipleri, Yazılan yazılardan ise sadece yazarları sorumludur. Kesinlikle hiç bir şekilde sorumluluk bize ait değildir.