Giriş : Kayıt Ol 

Ocak Başkanımız / Yönetim /  Ocağımızın Resimleri /  Basında Bizim Ocak  / Ocağımıza Ulaşım-Impressum


 Faliyet Resimlerimiz
· Monitor
 Atatürk
 Başbuğ Türkeş
 Lider
 Ülkücülük
 Kızıl Elma
 Dokuz Işık
 Bozkurt
 Abide Şahsiyetler
 Türk Tarihi
 Kan Uykusu
 youtubedeki videolarımız
 Osmanlı Padişahları
 Türk Tarihi
 Ülkücüye Mektuplar

 Islamiyet
 Kuran-ı Kerim
 Sevgili Peygamberim
 Peygamberler
 Kuran öğreniyorum
 Namaz vakitleri
 Namaz Dua ve Sureleri
 Genel Konular
 Fikir Meydanı
 Canlı Yayın
 İl İl Türkiye
 e-Devlet bağlantıları
 Müzik
 Video ve Sunumlar
 Basında Biz
 Ziyaretçi Defteri
 Haber
 Özel Mesajlarınız
 Üye Listesi
 İletişim Formu
 Bizi Tavsiye Edin
 Üyelik Bilgileriniz
 Site Bağlantıları


Bağlantılar
· M.H.P
· Ülkü Ocakları
· Türk Federasyon
· Ülkücü Dünya
· Mekanım sitesi
· Ülkem ilkem Ülküm
· Araz dergisi
· Doğu Türkistan
· Bizim Ocak.net
· Istanbul Ülkü Ocakları
· Yusufiyeliler
· KIBRIS 1974
· Ülkü Birliği
· Hollanda Ülkü Ocagi
· Bozkurtmhp.com
· Cihan Hakimiyeti
· Hilal Haber
· Yalniz Kurt
· Ülküdaşım
· Ülkücü Haber
· Haber Erk
· Radyo Turan
· Alperen Bozkurt
· Bozkurt Sesi
· 2023Istanbul
· Ortadogu Gazetesi
· Yeni Cag gazetesi
· Gök bayrak dergisi
· Gazeteler
· Erdemli Haber
Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

11111111
  Başsağlığı
  Duyurular
  Haberler
  Kutlamalar
  Teşkilat
  Basından Seçmeler
Site Mesajcısı
Toplam Üye: 646
Bu günkü üyeler: 0
Aktif Üye: 0
Aktif Ziyaretçi: 57
Nickname
Şifre
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







KURBANLIK




KURBANLIK


Rahmetim gazabımı geçmiştir.


Hadis-i Kudsi


Zemzem kuyusu çetin ve uzun mücadelelerden sonra tekrar
Kabe'ye ve ziyaretçilere kazandırılmış; ceddi İsmail Peygamberin, hatırasını yok
olmaktan kurtarıp şenlendirdiği için Abdülmuttlib'in şan ve şöhreti dört bir
tarafı tutmuştu ama... bir şey unutulmuştu... bir vaad... bir söz!...


Taşlanmış toprağı kazma kürekle yenip suya varmak için
uğraşmaktan mecalinin tükendiği bir anda Abdülmuttalib, ellerini açıp yüce
Allah'a yalvarmıştı:


-Ya Rabbi! Bana on erkek çocuğu daha verir de onlarla
birlikte kyuyu kazabilirsem oğlumun birini sana kurban edeceğim...


İsmail aleyhisselama tabi bir mü'min olan
Abdülmuttalib'in duası kabul olmuş; lakin aradan geçen uzun seneler sebebiyle
söz unutulmuştu...


Fakat!...


Duyan, gören, bilen ve unutmak gibi her çeşit kusur ve
eksiklikten uzak olan Allahü teala, kulunun vaadini unutmamıştı.


.....


Abdülmuttalib, bir gece rüyasında bir adam gördü. Adam,
emreden bir eda ile:


-Ey Abdülmuttalib, kurban sözüne sadakat göster! dedi.


Abdülmuttalib endişe ile uyanır uyanmaz hemen bir koç
kurban etti; sonra yattı. Gözlerini yumar yummaz rüyada yine bir takım insanlar,
emri tekrar ediyorlar:


-Koç'tan daha büyük kurban kesmelisin!


Hemen kalkıp bir sığır kesti ve uyudu; ancak rahat
bırakılmıyor:


-Daha büyük bir şey kurban eyle!


Bu sefer bir deve kurban etti. Yine yattı. Rüyada bir
nida:


-Ey Abdülmuttalib, daha büyük kurban kesmelisin!
Abdülmuttalib, hala sözünü hatırlayamamış, "büyük kurban"dan neyin murat
edildiğini bir türlü anlayamamıştı. Sordu:


-Daha büyük olan ne ola ki?


-On oğlun oldu. Zemzem kuyusunu bulmakla maksadın
gerçekleşti. Şimdi oğullarından birini kurban et. Böyle söz vermiştin; vaadini
yerine getir!...


Abdülmuttalib, yataktan fılarcasına kalktı. İstırabı o
kadar büyük, o kadar derin, kendisi o kadar şaşkındı ki, ne yapacağını, ne
edeceğini bilemiyordu. Evet; vaadini hatırlamıştı... şimdi başı iki elinin
arasında düşünüyordu. Söz... Allah'a söz verilmiş; Yüce Allah, O'na evlatlar
ihsan etmişti. Tıpkı İbrahim Peygamber gibi O'nun da nezrine uyması isteniyor,
rüyada sürekli olarak ikaz ediliyordu.


Ahde vefa gösterilmeli; söz muhakka yerini mulmalıydı.
Ya can parçası, göz nuru evlad?


Başka ihtimal yoktu. Her şeyi yoktan varedene oğlunun
birini iade edecekti... bağrına taş bastı ve yavrularını uyandırdı. Meseleyi
yavaş yavaş, alıştıra alıştıra onlara söylüyordu. Delikanlılar:


-Baba, dediler, ister birimizi istersen hepimizi kurban
et; biz emrinizdeyiz. Sen üzülme yeter!


Gençler, böylece detli babaya teselli ve destek
oldular; O'na cesaret verdiler.


Mustarip baba, bu tarifsiz fedakarlık karşısında
gözyaşlarını gizleyerek, oğullarına, her birinin ismini bir ok üzerine yazıp
getirmelerini söyledi...


Az sonra yazılı oklar gelmişti. Abdülmuttalib ve
oğulları adete göre kur'a çektirmek için okları gece gündüz Kabe'yi bekleyen
Kabe muhafızına götürdüler.


Yapılan çekilişte kurbanlık isim belli oldu:
Abdullah!... Abdullah! Yani, Abdülmuttalibin en çok sevdiği, bütün o çevrenin
gözünün üstünde olduğu oğul. Alnında ahir zaman Peygamberine ait nurun Ülker
yıldızı gibi parladığı oğul!... Allah, öyle takdir etmiş; kur'a bu yüksek
yaradılışlı evlada isabet etmişti. Girilen yoldan dönüş olamazdı; Abdullah
kurban edilecekti!...


Abdullah, Abdülmuttalibe, Abdülmuttalib, ilahi emre;
her ikisi insana kendinden daha yakın, öz anne babasından daha merhametli
yüceler yücesi Allah'a teslim olmuştu. Sır da burada olmalıydı... Zor bir anında
Rabbine iltica etmiş, O'ndan yardım instemiş karşılığında bir söz vermişti.
Abdülmuttalib, şimdi ölçüyü aşan vaadinden dolayı imtihana çağırılyor ve böylece
insanların ölçü içinde kalmaları hangi şartlarda olursa olsun haddini aşmamaları
ihtar ediliyordu... Ya Abdullah?


İnsan, cin, melek, ve bütün mahlukların... yaşamış,
yaşayacak ve yaşayan her canlının en üstününe baba olacak bir insanın hem de
genç yaşta imtihanların en zoru ile; canını feda etme kahramanlığı ile tecrübe
edilmesi... O'nun mevkii buydu ve teslimiyeti ile bu kahramanlığı isbat
ediyordu. İşte babası Abdülmuttalib, bir elinde parıl parıl parlayan keskin bir
bıçak, bir elinde oğlunun bileği, iki yanda Abdullah'ın anne ve kardeşlerri
kurban kesme yerine gidiyorlar.


Kureyş kabilesi "Abdullah'ı babası kurban ediyor"
haberi ile çalkalanıyor. Herkes iliklerine kadar donmuş ve şaşkın. Şaşkınlığı
ilk yenip kurban yerine yetişen Abdullah'ın annesinin akrabaları olan Beni
Mahzum oğulları. Ve onları takiben Kureyş büyükleri. Abdülmuttalib'e muhalefet
büyüyor:


Eğer böyle bir kurban kesilirse, çok kötü bir geleneğe
yol açılır. Herkes olur olmaz yere çocuğunun boğazına bıçağı dayar. İffeti ve
güzelliğinden başka konuşması bile kardeş ve akranlarından daha üstün olan bu
çocuğa yazık olur, şeklinde izahlarla Abdülmuttalibi iknaya çalışıyorlardı...


Uzun tartışmalardan sonra meseleyi Hicaz'da oturan
meşhur Kahin Şüca'ya götürmeye ve O'nun diyeceğine uymaya karar verdiler.


Bunun üzerine Abdülmuttalib ve şahıha katılan birkaç
kişi Hicaz'a giderek tanınmış Kahini buldular. Kahin:


-Sizde bir insanın diyeti kaç devedir? diye sordu.


-On devedir, dediler.


-Öyleyse Abdullah'ın bedeli olarak deve kurban
edeceksiniz... Bunun için de Abdullah'ı bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyarak
kur'a çekin. Kur'a develere çıkarsa bunları kesersiniz. Abdullah'a çıkarsa,
develere on tane daha ilave ederek kur'a çekmeyi yenileyin. Yine Abdullah'a
çıkarsa bir on deve daha ilave edin. Böylece kur'a develere isabet edene kadar
onlu ilaveler yaparsanız, dedi ve gelenleri memleketlerine geri yolladı.


Onlar gele dursunlar. Mekkelilerde heyecan son
noktasında. Nihayet beklenen yolcuların ufukta belrdiğini gözetleyiciler haber
verdi...


Kahinin buluşu Mekke'nin putperest, hıristiyan, yahudi,
İbrahim ve İsmail Peygamber dinine mensup bütün kabile ve mensuplarını sevince
boğdu...


Meraklıların önünde ve bir tarafta gözlerin bakmaya
kıyamadığı Abdullah, bir tarafta dünyaya metelik vermez tavırlar ile sakin sakin
geviş getiren develer olduğu halde Kur'a çekmeye başlandı. Ne var ki, her
defasında kur'a Abdullah'ı gösteriyor ve on deve ilavesi ile çekim
tekrarlanıyordu... ta onuncu defa kur'a çekilene kadar. Onuncu çekilişde kur'a,
sayıları yüze varan develere isabet etti...


Herkeste sevinç, taşkınlık... Fakat, Abdülmuttalip ağır
başlı ve temkinli; kur'ayı bir kere daha yeniledi; evet bunda da kur'a develere
çıktı. Gönlü rahatladı, sırtından koca dağlar kalktı Rabbine şükretti.


Hemen oracıkta yüz deve bir biri ardısıra kurban
edildi. İnsanlar, hayvanlar, kuşlar günlerce bu etlerle geçindiler.


Böylece Abdülmuttalib ve Abdullah yeryüzündeki büyük
değişikliğe az bir vakit kala imtihandan yüz akı ile çıktılar.


Bundan sonra Abdullah "zebih" yani "kurbanlık" lakabı
ile çağrıldı. Nitekim İsmail aleyhisselam da benzeri bir hadiseyi yaşadığından
O'na da "Zebih" denmişti. Bunun için azizler azizi sevgili Peygamberimize "İbnü'z-Zebihayn",
"iki kurbanlığın oğlu" denilmiştir.


 


BABA


Ve maerselnake illa rahmeten li'l-alemin


Biz seni alemlere için ancak rahmet olarak gönderdik.


(Enbiya suresi 107 ayet'den)


Büyük baba Abdülmuttalib'ten büyük anne Fatıma'ya geçen
emanet O'ndan da Abdullah'ın alnına gidecek; bir zaman da orada parlayacaktı...


İncil'e tabi olanlar, Fatıma'nın Abdullah'a hamile
olmasından beri pür dikkat doğum haberini bekliyorlardı... İşte şimdi mesafeden
mesafeye uşuşan bu haberdi:


-Son Peygamberin babası dünyaya geldi!...


Haberi dört bir yana salan hırıstiyanlardı.


Doğum yaklaştıkça heyecanları artmış ve nihayet Yahya
Peygamber'in mucuzesi gerçekleşmiş, kan şıp şıp damlamaya başlamıştı.


Yahya aleyhisselam, Yahudiler tarafından şehid
edildiğinde aziz şehidin üzerinde bir cübbe bulunuyordu. Cübbe, İsa Peygamber'in
dinini devam ettirmek istediği için canına kıyılıp parça parça edilen Yahya
aleyhisselamın kanı ile ıpıslak olmuştu. Bundan dolayı daha sonra hatıra olarak
saklanmış; zaman, kırmızı kan lekelerini sildiğinden geriye sadece solğun izler
kalmıştı.


"-Hırkadan taze kan damladığı an ahir zaman
Peygamberi'nin babası dünyaya gelmiş olacaktır..."


Kitapları böyle diyor, ve bu sebeple doğum yaklaştıkça
müstesna hatıra üzerindeki dikkatleri daha da artırıyordu.


Günü geldiğinde mucize aynen gerçekleşti... O solgun
izler, yeniden taze kan lekeleri halini almış; hırka şehidin üzerinden az evvel
çıkartılmış gibi sıcak damlalar süzülüp süzülüp düşmeye başlamıştı...


Ortalığı çınlatan bu haberdi. Onlar, buna rağmen; akla
durgunluk veren bu mucizeye rağmen, Abdullah'ı çocukluğunda, ilk gençliğinden,
gençliğinde değişik zaman ve farklı mekanlarda türlü hile ve tuzaklarla
öldürmeye kalkıştılar... Maksat O'nun; O saadet Sultanının gelişine engel olmak.
Gariplik, çalgınlık tuhaflık işte burada. Bu idraksizlikte, bu akıl kısalığında,
bu beyin mahrumluğunda:


Allahın sevgilisinin zuhuruna sed çekmek!...


Hırıstiyanı, Yahudisi, putperesti, ateşperesti...
Milyonu, milyarı bir araya gelse kaderin ebediyete giden yollarını değiştirmek
kimin elinde ve kimin haddine? Kıskançlıklar para etmeyecek. Hakikat güneş
gelecektir.


Bunun için Abdullah ilahi himayede...


Abdullah, büyüdükçe aklı aşan sıra sıra olaylar


Rüya aleminde mi yaşıyor, hakiketle mi yüz yüze, nedir
bu gördükleri, başına gelenler, içinde bulunduğu hal?


Sırrını babası Abdülmuttalib'e açıyor:


-Babacığım garip vak'larla karşılaşıyorum.


-Ne gibi? -Bir yere gidecek olsam yolda belimden bir
nur çıktığını ve bunun başımın üstünde toplanarak bulut haline geldiğini
görüyorum.


-Seni yakıcı güneşten koruyor...


-Ne zaman, nereye otursam, toprak bana selam verdikten
sonra ilave ediyor: "Ey Abdullah, haberin var mı, Muhammed aleyhisselamın
emanetini taşıyorsun!"


-Nuru kastediyor...


-Kurumuş, hayat izi kalmamış bir ağacın altında
dinlenecek olsam o kupkuru ağaç az sonra zümrüt gibi yemyeşil oluyor. Biraz
uzalaşınca geriye dönüp baktığımda yine eskisi gibi kurumuş olduğunu görüyorum.
Babacığım nedir bu hal, ne oluyor; anlamıyorum?


Ey oğlum, sana müjdelerin en güzeli olsun!..


İnsanların ve cinlerin efendisi; canlıların ve
cansızların Peygamberi senin canından, senin kanından dünyaya gelecektir.
Anlattıkların buna delalet ediyor. Ben de benzeri birçok fevkalade hadiseyi
yaşadım. Onlar da aynı haberin müjdesiydi. Hayırlı olsun! Seni bir değil, bir
kere tebrik ederim evladım.


Sana olan muhabbetim boşuna değilmiş...


Abdullah artık delikanlı.


Ancak o, diğer gençlerden ne kadar üstün.


Ahlakı daha güzel; güzelliği apayrı ve çok farklı.


O'nun tavrında, onun halinde, onun güzelliğinde ikinci
bir genç bulmak mümkün değil.


Bu özellikleri ağızdan ağıza yayıldıkça yayılıyor.
İşitenler büyülenmiş gibi hayran. Padişahlar, krallar, Abdulmuttalib'ten
kızlarını Abdullah'a alması için araya hatırlı ricacılar koyuyor.
Abdulmuttalibin huzuruna kadar gelen; hatta teklifinde ısrarlı olnlar bile var.


Abdullah, yirmi yaşına girdiğinde yüzünün güzelliği
öyle arttı ki, görenlere Yusuf aleyhisselam'ı hatırlatıyordu.


Alnındaki nur sanki bir güneş olmuştu.


Harikulade olaylar devam ediyor. Eskaza Abudllah
putların yanından geçse, onlardan bir ses:


-Ey Abdullah, sakın bize yaklaşmayasın! Sen yüksek şan
sahibi o emsalsiz insanın nurunu taşıyorsun. O son Peygamberdir. Bize tapan
bedbahtlar O'nun eliyle cezasını bulacaktır!..


Peygamber efendimizin dünyaya geleceklerine az zaman
kaldığını kahinlerinden haber alan Şam Yahudileri, peygamberlik
İsrailoğullarından gidecek diye karayaslara battılar. İçlerinden yetmiş genç
Mekke'ye gidip Abdullah'ı öldürmeden geri dönmeyeceklerine and içtiler ve
silahlanıp yola düştüler...


Ne gece dediler, ne gündüz. Hırsla ve bilene bilene
uzunca bir zaman sonra Mekke yakınına vardılar. Pusudalar. Maykuş gözleri ile
çevreyi tarıyorlar. Günlerce bıkmadan, yılmadan, ortaya çıkmadan beklediler.


Bir gün kolladıkları an gelip attı. Ava gitmek için
şehir dışına çıkan Abdullah işte şuracıktaydı. Kılıçlarını sıyırıp peşine
düştüler.


O esnada tesadüfen orada avlanan biri daha vardı. Aynı
zamanda Abdullahın akrabası olan Veheb bin Menaf.


Veheb, yahudileri güneş vurdukça parlayan kılıçlarla
Abudullahın peşinde görünce niyetlerini hemen anladı ve arkadaşları ile birlikte
onların önünü kesmeye karar verdi. Ancak kendileri birkaç kişi ve hazırlıksız;
yahudiler kalabalık ve silahlıydı. Bu sebeple "acaba kavgaya tutuşsak mı, yoksa
var geçmeleri için dil mi döksek?" diye aralarında tartışıyorlardı ki müthiş bir
ses patlaması ile ürperdiler. Gök ikiye ayrılmış gibi kopan gürültünün ardından
yeryüzüne yalın kılıç atlılar iniyordu. Yağız atların bu amansız suvarileri
katil niyetli yahudilerin önüne geçilmez sıra dağlar gibi dizilip düşmanın hamle
etmesine bile zaman bırakmadan bir anda hepsini biçti ve işleri bitince de
lahzada kaybolup gittiler.


Veheb ve yanındakiler yalnız donaklamamış, nerede ise
küçük dillerini de yutmuşlardı. Nice sonra şaşkınlıklarını üzerlerinden atarak
toparlandılar...






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--


Copyright © 2002 - 2008
yildiraysari.com
- Sitede verilmiş bağlantıların içeriklerinden sadece site sahipleri, Yazılan yazılardan ise sadece yazarları sorumludur. Kesinlikle hiç bir şekilde sorumluluk bize ait değildir.